Gayb

Gayb, insanın yanında olmayan ve duyu organlarının hissetme­diği, duyu organlarının idrakinin dışında kalan şey demektir. Şair şöyle der:

Biz gayba inandık. Oysa ki, Muhammed'den önce kavmimiz, putlara tapardı.

Gizli ve saklı olan herşeye gayb denir. Cennet, cehennem, haşr ve neşir bu kabildendir. Râgıb el-İsfehani gaybı: "duyu organlarının algılayamayacağı şeydir"[2] diye tarif eder.

Gayb, his ve ilimde veya vücudda hazır olmayan de­mektir. Bir çok şey görünür alem­de hazır olduğu ve bilindiği halde birbirine nazaran gayb olabilirler. Bir defa birine göre mevcud, mah­sus, hazır veya bilinen, diğerine göre meçhul/bilinmez ve gayb olablir. Taberî, insanların henüz bilmedikleri, ancak olması müm­kün olan şeyleri de gayb olarak değerlendirmiş, bunların hiç ya­ratılmamış olması veya yaratılmış olsa bile insanların bunu bilme­mesinin gayb özelliğini ortadan kaldırmayacağını söylemiştir.

Örneğin bir kişinin kalbinde­ki şey kendisi için malum/bilinen ve hazır bir şey ise, bir başkası için bilinmez/meçhul ve gayb olabilir. Bu nedenle, "yu'minu bi'1-ğayb" ifadesi, bir manaca "bi'1-kalb" ifadesi ile tefsir edil­miştir. Bu nedenle gayb, ğayb-i mutlak ve ğayb-i izafî diye ayrı ayrı ele alınır ve kendi konumuna göre değerlendirilir.

Mutlak gayb, hiçbir varlığın ne duyumlarının ne de bilgisinin ulaşamadığı gaybdır. Allah ve ahiret konuları mutlak içerisine girer. İzafî gayb ise, bazı yaratık­lar için bilinmesi mümkün olma­yan gaybtır ki, bu onlara göre gaybtır. İzafî gayb, kişinin müşa­hede alanına, bilgi ve tecrübesine göre değişir. Gaybın zıddı "şehâde"dir. Bilinen görünen demektir. Gaybın sınırlarını bu "şehâde" belirler. [3]

"Gabe" fiilinin mastarı olup, gözden ve diğer duygu­lardan ve insan ilminden gizli olan anlamındadır. "Ğâbe anni: Benden gizlendi" demektir. Genel olarak duygulardan ve insan ilminden gizli olan her şey için kullanılagelmiştir.

Bu kelime lügat manasıyla İslâm öncesi devirde de biliniyordu. Hatta meşhur Antara bir şiirinde "Âlemü'1-Ğayb" tabirini, "görülmez âlem" manasında kullanmıştır. O şöyle der:

"Yarın için size ne takdir edildiği hakkında üzülmeyin. Zira bize gayb âleminden bir haberci gelmedi."[4]

Hüzeyl kabilesine mensup Ebu Zueyb el- Huzelî, avcı tarafından takip edilen vahşi bir boğayı tasvir ederken, avcının, avını gözüyle değil kulağıyla takip ettiğini söyler.

"Göz kapağı yumuk olarak, gözlerini gizliliklere (görmediği bir yerde saklanana) dikiyor, görüşü işittiğini doğruluyor."[5]

Netice olarak diyebiliriz ki, bu kelime, câhiliye döneminde daha çok insanın idrak gücü dışında kalan maddi anlamdaki şeyleri ifade ederdi. Bunun, putperest döneminde dini anlamda kullanıldığına dair bir kanıt bulamadık. İşte Kur'ân bu kelimeye "görünmeyen varlıklara iman" manasını kazandırmıştır, diyebiliriz.[6]


16.02.2009 tarihinden beri 2144 defa okundu. Son takip: 19.08.2018 - 11:01