Kadâ (Kaza)

Kadâ, istedi ve takdir etti demektir.

Kadâ (kaza) bir işi tamamiyle kesip atmak, kesin kara­rı verip verilen kararı uygulamak anlamındadır. [3]

Kur'ân'da türevleriyle birlikte yaklaşık 64 âyette yer alır. Kelime olarak "bir şeyin halledilmesi, emretmek" gibi anlamlara gelir.[4] Yargıçlar, dâvaları çözüp karara bağladık­larından dolayı kendilerine Arap dilinde "kadı" adı verilmiştir. Bilindiği üzere Kur'ân'da hükümler, ilâhî ve beşerî olmak üzere ikiye ayrılırlar. Ve Kur'ân, bir çok âyetinde ilâhî adalet ve hükümden söz eder.[5] Beşerî hüküm ise; kadılar (yargıçlar) vasıtasıyla, Allah'ın hükümlerinin yeryüzünde uygulanma­sıdır.[6] Kısaca "kaza", Allah'ın muhkem, tebdil ve tağyir kabul etmeyen kesin, hikmetli işleri demektir.[7]

Câhiliye döneminde "kaza" kavramının manası, Kur'ân'ın kelimeye getirdiği anlamla parelellik arzetmektedir. Nitekim o dönem şairlerinden el-Hâris b. Hıllîze bir şiirinde şöyle demektedir.

"Ey bizim hakkımızda, hükümdar Amr'a asılsız sözler sarfeden kişi, bu tutumundan vaz geçmeyecek misin? Bu hükümdar Hind oğlu Amr'a bizim üç hizmetimiz vardır ki, herbirinde üstünlüğümüz meydandadır.[8]

Görülüyor ki burada "kaza" hüküm manasında kullanılmıştır.

Lebîd b. Rabi'a bir beytinde bu kelimeyi kullanarak şöyle der (kâmil):

"İnsan kitabını (Allah'ın kendisi için yazdığını silemez). Nasıl silebilsin ki, O'nun kazası değiştirilemez."[9]

İslâm itikadında bu iki kavramın önemi çok büyüktür. Zira Allah'a iman vacip olduğu gibi, O'nun kazasına ve kaderine iman da vaciptir. Çünkü bu, Allah'ın, ilim, irade, kudret, tekvin sıfatlarıyla ilgilidir. Bu inanca göre "kader", Allah'ın ezelden ebede kadar olacak şeylerin zamanını, vasıf­larını, özelliklerini ezelde bilip takdir etmesidir. "Kaza" ise; O'nun irade ve takdir buyurmuş olduğu şeylerin zamanı ge­lince, Allah'ın iradesine ve ilmine uygun olarak yaratılma­sıdır.[10]

Verilen örneklerde de görüldüğü gibi Araplar bu iki kavramı sık sık çoğul şekliyle "akdar" olarak, "kader" anlamında kullanırlardı. Bu anlamda kader, ölçen ve her şeyin geleceğini tayin eden, özellikle doğum, ölüm ve rızık gibi konularda insan gücünün erişemediği kör kuvvet demektir. Görüldüğü gibi Araplara göre bu kavramların o dönemdeki kullanılışları kötümserdi ve kadere, insan davranışlarının tümünün önceden tayin edilmesi olarak inanılmıyordu. Kur'ân bu kelimeyi aldı "kör ve tesadüfi güç" anlamını değiştirerek "kader"e, hakim ve rahim olan Allah'ın iradesi doğrultusunda gerçekleşen olaylar anlamını kazandırdı. Buna göre Kadir-i mutlak olan Allah, merhametiyle, her şeyi ölçer biçer ve her şeye kabiliyet alanı açar. Davranış kanunlarına da, özetle tüm karekterlerini verir.[11]

Qada on şekilde tefsir edilir:

1. Tavsiye

"Rabbin qadâ (tavsiye) etti: Başkasına değil, sa­dece O'na ibâdet edin..." [12]

"Musa'ya o emri (Musa'yı görevlendirip Fir'avn ve onun kavmine elçilik vazifesini ifa etmesini) qadâ (tavsiye) ettiğimizde, sen batı tarafında değildin." [13]

2. Haber vermek

"Biz kitapta (Tevrat'ta) İsrâîloğulları'na qadâ et­tik (haber verdik): Siz yeryüzünde iki defa fesad çıkaracaksınız..."[14]

"Ona şu emri qadâ ettik (Lût'a şu ahdimizi/ka­rarımızı haber verdik): Sabaha çıkarken arkaları mutlaka kesilecektir." [15]

3. Ferağ (boşalmak, boş kalmak, bitirmek, ta­mamlamak)

"Menâsikinizi (hacc ibâdetlerinizi) qadâ ettiğiniz (bitirip/tamamlayıp da boşaldığınız) zaman..." [16]

"Artık namazı qadâ ettiğiniz (bitirip/tamamla­yıp da boşaldığınız) zaman..." [17]

"Namaz qadâ edildimi (farz olan Cuma namazı bitip!tamamlanıp da boşaldınız mı)..." [18]

"(Okunması) qadâ edilince (okunması tamamla­nınca: Nebi, Kur'ân okumayı bitirip de boşaldıkların­da) kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler." [19]

4. Fiil (yapmak/işlemek)

"Artık ne qadâ edeceksen et (bize ne yapacaksan yap). Sen ancak bu dünya (yakın/geçici) hayatta qadâ edersin (bir şey yapabilirsin)." [20]

"Fakat Allah fiile çıkması gereken bir emri qadâ et­mek (Allah, ilminde yapacağına dair hükmetti­ği bir işi yapmak) için..." [21]

"Bir emri qadâ ettiği vakit (ilminde yapacağına dair hükmetmiş olduğu bir işi yapacak olduğunda) ona yalnızca "Ol!" der, oluverir." [22]

"Bir emri qadâ ettiği vakit ona yalnızca "Ol!" der, oluverir."[23]

"Allah ve O'nun Rasûlü bir emri qadâ ettiği vakit (Zeyneb'in evliliği husu­sunda bir iş yapacak olduklarında) onlar için, o işle­rinden tercih olamaz." [24]

5. Nüzul/inmek

"Ey Mâlik! Rabbin, üzerimize qadâ etsin (ölü­mü indirsin/bizi öldürsün)!" [25]

"Onların üzerine qadâ edilmez (ölüm in­mez) ki ölsünler." [26]

"Ne zaman ki o'nun üzerine ölümü qadâ ettik (o'na ölümü indirdik)..." [27]

"Mûsâ ona bir yumruk vurdu, onun üzerine qadâ etti (ona ölümün inmesine sebep oldu)." [28]

6. Vâcib/gerekli olmak, icab etmek

"Emr qadâ edildi (azâb gerekli oldu; Nuh kavmi üzerine vuku buldu). Ve (iş bitti, gemi) Cûdî (engince bir dağ) üzerine istiva etti." [29]

"Emrin qadâ edileceği (azabın ateş ehline gerekli olup vuku bulacağı) o Hasret Günü ile onları inzâr et!" [30]

"Emr qadâ edilince (azâb, ateş ehline gerekli olup vuku bulunca) şeytan da der ki:..." [31]

"İstifta ettiğiniz o emr qadâ edilmiştir (ge­rekli olmuştur/meselenin bu şekilde gerçekleşmesi icab etmiştir)." [32]

7. Yazmak

"O, qadâ edilmiş bir emrdir (İsâ’nın babasız do­ğacağı, Allah tarafından qadâ edilmiş bir iştir: o'nun var olacağı Levh-i Mahfuz'da yazılmıştır)." [33]

8. Tamamlamak

"Mûsâ süreyi qadâ edince (Mûsâ şartını tamam­layınca)... " [34]

"Bu iki süreden hangisini qadâ edersem (ta­mamlarsam)..." [35]

"Gündüz ne kazandığınızı bilir. So a sizi, belirli süre qadâ edilsin (tamamlasın) diye onda uyandırır." [36]

"Sana onun vahyi qadâ edilmeden (Cibril sana vahy işini tamamlamadan) önce Kur'ân'ı acele etme." [37]

"Onlardan kimisi adağını qadâ etti (yerine getir­di/tamamladı)." [38]

9. Fasl (ayırma/ayırılma)

"Aralarında hak ile qadâ edilecek (ayırılacak)..." [39]

"Emr qadâ edilmiş olur (azâb ile benim ve sizin aranız ayırılır), so a kendilerine göz açtırılmazdı.[40] Rasûlleri geldiğinde, aralarında qıst ile qadâ edilir (araları ayırılır)." [41]

"Muhakkak ki Rabbin Kıyamet Günü aralarında qadâ edecektir (aralarını ayıracaktır)." [42]

10. Halketmek/yaratmak

"Böylece onları yedi gök olarak qadâ etti (halketti/yarattı)." [43]


16.02.2009 tarihinden beri 2485 defa okundu. Son takip: 18.04.2019 - 09:39