Zulm-Zalim

Zulm, haddini aşıp, bîr hakkı yerinden başkasına koymaktır. Cenâb-ı Hak, Adem'e cennette büyük bir hürriyet ver­mekle beraber ona yine bir sınır tayin etmiş ve ona yaklaştıkları takdirde zalimler zümresine gireceklerini de bildirmiştir. İn­sanlıkla ilgili hilafet mutlak değildir; bir sınırı vardır, tecavüzü zulümdür.

Kur'an'da yaklaşık 248 âyette geçen bu kelimenin, İbn Fâris'in de dediği gibi iki kök manası vardır. Bunlardan birincisi nurun yok olması manasına gelen "karanlık", ikincisi de bir şeyi, kendisine tahsis edilen yerin dışına koymaktır. Söz gelimi sulamayı şaşırıp zamanında yapmadığında "zalemtu's-sika"; kazılmaması gereken yeri kazdığında da "zalemtu'l-erde" dersin.[96]

Kurtubî, Tefsir’inde, "Hastalığı olmadan kesilmiş deveye zulmedilmiş olur, tarlayı sürmeyip terketmekte de zulüm vardır."[97] der. Yani deve kesilmeyi hak etmemiş olduğundan burada zulüm ve adaletsizlik vardır. Şu halde "zulüm", dil itbariyle, bir noksan veya bir ilave yahut da vaktini ve yerini değiştirmek suretiyle bir şeyi kendisine mahsus yerinden başka bir yere koymaktır.[98]

Bu anlamların yanında ahlâkî yönden hakkı çiğnemek, haddi aşmak ve adil olmamak gibi anlamlara da delalet etmektedir. Aralarında çok büyük fark olmasına rağmen Hz. Adem'e zalim dendiği gibi İblis'e de zalim denmiştir. Buna göre büyük ve küçük günahlar zulüm dairesi içerisinde mütalaa edilmektedir.[99]

Kur'an'da, şirke zulüm denmesinin sebebi de, müşrik'in uluhiyet inancını gerçek yerine koymaması ve gereği gibi anlayamamasındandır.[100] Zulüm ile ilgili olarak câhiliye şairi Zuheyr b. Ebi Sulmâ şöyle der:

"O, cesurdur. Zulme uğratılacak olursa, çarçabuk zulümle mukabelede bulunur. Zulme uğratılmayacak olursa, kendisi zulme başlar."[101]

en-Nabiğa ise şöyle der:

"Dınne oğullarının hepsi, onlara karşı zalim de olsam mazlum da bana acıyıp yardım ediyorlar.[102]

Görüldüğü gibi bu beyitlerde zulüm adaletsizlik, yani yerinde olmayan bir harekettir. İslâmî dönemden önce putperest ortamda yaşayan Araplar, belki de kendi açılarından zulmü hiç sebep yokken yapılan bir haksızlık veya kötülük olarak kabul ediyorlardı. Fakat Allah'a şirk koşmanın büyük bir zulüm olduğu manasını Kur'ân ortaya koymuştur. Ancak Araplar bunu kavramakta hayli zorlandılar. İslâm'la mücadeleleri bunu göstermektedir.[103]

Kur'ân'a göre zulüm bir çok günah ve suç çeşidini içinde barındıran çok geniş kapsamlı bir kavramdır. Ve zulüm insanı sonunda helâka ve yok olmaya götürür. Çünkü o, ışıksız ve karanlık bir yoldur. Kur'ân'da "zulumat" (karanlıklar) ile nûr (ışık) karşılaştırılır. Kur'ân'a göre fesat çıkarıp, refahla şımarmak zulümdür.[104] Faiz alıp verme zulümdür.[105] Ve Kur'ân'a göre yeryüzünde meydana gelen zulümlerin hepsi insandan kaynaklanmakta yani onun yaptıklarının bir neticesidir.[106]

Sonuç itibariyle zulüm kelimesi her ne kadar bütün günahlar için kullanılmışsa da, daha çok Allah'a karşı işlenen günahlar için söz konusudur. İmansızlık ve küfür, bu konuda ilk sırayı alır. Dolayısıyla ana günahlar şunlardır: Küfür, şirk, Allah Resûlü'nden yüz çevirme, Cenab-ı Hakk'a karşı yalan söyleme ve peygamberleri yalanlama. Özellikle 'ezlemu' (en zalim) kipi, Allah'a iftiraya tahsis edilmiştir. Küfür ve şirkin yanında O'na iftiranın bu siğa ile dile getirilmesi konunun vehametini gösterir mahiyettedir.[107]

Zulm, dört şekilde tefsir edilir.

1. Şirk

"İmân edenlere ve îmânlarına zulm (şirk) karış­tırmayanlara gelince..." [108]

"(Lokman oğluna şöyle dedi): "Oğulcuğum! Allah'a şirk koşma, çünkü şirk büyük bir zulmdür." [109]

2. Kulun -şirk dışında- hata işlemek suretiyle kendisine zulmetmesi

"Haklarına tecavüz etmek için onları zararlarına tut­mayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendisine, (iş­lediği hata sebebiyle) zulmetmiş olur." [110]

"(Mûsâ dedi ki): "Rabbim! Gerçekten ben (bir adam öldürmekle) kendime zulmettim. Onun için bana mağfiret eyle!" O da o'na mağfiret etti." [111]

Buna benzer buyruklar tevhîd ehli hakkında söz konusu edilirse maksat, (işlenen hata sebebiyle) nefse zulmetmektir.

3. İnsanlara zulmeden kimseler

"Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür. Kim vazgeçer ve ıslah ederse, onun mükâfaatı Allah'adır. Şüphe yok ki O, zâlimleri (yani, insanlara zulmü ilk olarak başlatan kimseleri) sevmez." [112]

"...Yol sadece, insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler üzerinedir/aleyhinedir." [113]

4. Şüphe olmaksızın kendilerine za­rar verenler ve (sevâblarını, haklarını) eksiltenler


"Size rızık olarak verdiğimiz tayyibâttan (menn ve salvâ'dan) yeyin!" [114]

Allah bunlardan (menn ve selvâ'dan) her gün için kendilerine yetecek kadar almalarını, fazla almama­larını emretmiş idi. Onlar ise bu hususta O'na isyan ettiler. İşte Yüce Allah'ın, "Onlar Bize zulmetmediler (bir günlük ihtiyaçlarından fazla menn ve selva alıp saklamakla Bize zarar vermediler, Bizden birşey eksiltmediler).[115] Fakat kendilerine zulmettiler." [116] buyruğu bunu ifade etmektedir.

"Biz Kıyamet Günü'ne has adalet terazileri koruz. Hiçbir kimseye zerrece zulmedilmez (hiçbir kimsenin hiçbir şeyi eksiltilmez)." [117]

"Zerre kadar zulme uğratılmazlar (amellerinden en ufak birşey eksiltilmez)."[118]


16.02.2009 tarihinden beri 2300 defa okundu. Son takip: 13.02.2019 - 09:51